italiano
Fatih Mika  
 
Güncel
  Geri Dönüş II
  Anneme
  Work Shop
  Kestane
  Mezlaka-i Akdâm
  Modissima feat. Turkey Contemporary Art
  Sergi
  Segno e Insegno
  Çağdaş Türkiye
  40. Sulmona Sergisi 2013
  Gravür Sanatçısı: Fatih Mika
  İzler
  Atölye
  Beklemenin Tadı
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Noel Kokteyli
  deniz kızı
  bahane olmalı
  Edebi Ruhun Resme Aksi
  iyi ki saklamışım
  ayvansaray
  İşkence
  bir güvercin
  siyah selvi
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Ahlat Ağacı
  Küpeler
  cam kırıklarıyla
  Kaktüs
  otlar
  Bonsai
  doldurup heyecanları
  Tebessüm
  Mimar Sinan
  Bulla
  Serçeler
  Değer
  Kumlu Begonya
  Aşk-Meşk
  İrfan Baba
  Deli Sanat
  Çapari
  spookyman
  Ischia Adası II
  Atölye
  bir rüzgar okşar
  Kes Yapıştır
  Arte 3
  boğaziçinde
  yandaki çiçek
  Ben Çingene Olmak İstiyorum
  gecenin dalı yok
  napoliden geçerken
  med cezir
  Picasso
  calò
  Mara
  Antico Caffe Greco
  Dirsek Teması
  Cara Pippa
  İki Kaptan
  Roma Leonardo da Vinci Havaalanı
  San Valentino
  Duman
  Kar Tanesi
  Aziz
  Fatbarla*
  Roma'ya Başlamak
  bisiklet
  Saatler
  Bahçem
  Yaşamak
  Fink Fink II
  Fink Fink
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? IV
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? III
  Ischia Adası
  Minoo
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? II
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? I
  Albrecht Dürer
  bir özlemim kalmış
  Çiçekler
  Sanatta raslantının denetimi
  Agop Mehmet Ali
 
 
Mayıs
10
2014
Anneme



"Melâhat: Asıl anlamı “ tuzluluk “ tur: tuz, yemeğe tad verdiğinden alıma, cazibeye “ melâhat “ denilmiştir. Âzeri türkçesinde alımlı yerine tuzlu denir."

Karaoğlan, terlemiş yağız atlarının dizginlerini çekip “büşşşşş” diyerek mahallenin ortasında durdurduğunda, onu önce biz çocuklar farkederdik. Bizim tanımadığımız bir dünyadan gelen atlar; onların dizginlerine, takımlarına sinmiş kokuları; köpüklü ağızlarındaki parlak demirden gem; arabanın kenarındaki bir deliğe sokulmuş kırbacı bizi kendilerine çekerdi. Bütün çocuklar; küfelere, sepetlere doldurulmuş yeşil domateslerin, sivri ve çarliston biberlerin, küçücük patlıcanların, hıyarların olduğu arabaya doğru koşardık. Karaoğlan bu arada, ta Şamlar Köy’ünden kalkıp bizim oralara kadar gelmiş atların gemlerini çıkarır, bir kovaya doldurduğu suyu içirir, sonra boyunlarına ot torbalarını takardı.

Mahallenin kadınları, Karaoğlan’ın geldiğini biz çocukların gürültüsünden farkederler, elllerinde kaplarla turşulukların yüklü olduğu arabaya doğru gelirlerdi. Turşulukların siparişi önceden verilirdi.

Rahmetli annem, evde turşu kurulacak tenekeleri, kavanozları daha önceden hazırlamış olurdu. Daha geç kurulan lahana turşusunu büyükçe denilebilecek ahşap fıçıda yapar, lahanaların üzerini kaplayan kapağın üzerine ağır bir taş oturturdu. Biberlerin, domateslerin, hıyarların bir iğnenin arkası ile delinmesine biz kardeşler de yardım ederdik. Onyedi kiloluk zeytin yağı tenekelerine istif edilen bu turşuların tenekeleri, bisikletçi Mustafa Ağbey’e götürülür ve ağızları lehimletilirdi.

Bütün mahalleye yetecek kadar çok turşu yapan annem, bunları kış aylarında komşuları ile paylaşırdı.

Yurtdışında yaşamak zorunda kaldığımda annemin turşularını özler, onlara benzeyenleri yapmaya çalışırdım. Çok zorlandığımda telefon eder “Anne, patlıcan turşusunu nasıl yapıyorsun?” diye sorardım.

Annem, emeklerinin ve anne evinin hatırlanmasına sevinir, anlatmaya başlardı:

“ Patlıcanların en son yetişenlerinin en küçüklerini seç. Sonra saplarını kesip yıka, bir tencereye yerleştir ve kahverengi oluncaya kadar haşla. Haşlanmış patlıcanları bir ağırlığın altına dizip ( ekmek tahtasının üzerine su dolu tencere ) sabaha kadar beklet ki sularını salsınlar. Bir kabın içine lahanaları ince ince doğra, üzerine tuz koy ve karıştır. Lahana suyunu bıraktığı zaman üzerine yine ince ince kıyılmış havuç, biber (mümkünse etli, kırmızı ) ekle ve karıştır. Suları çekilmiş patlıcanların karınlarını yararak aç ve bu karışımı içine doldur. Haşlanmış kereviz sapı ile patlıcanları sarıp, yarık kısımları dışarıya bakacak şekilde kavonozlara yerleştir. Lahanalardan kalan suyu kavanozların üzerine koy, boş kalan kısmı da sirke ile tamamlayıp kavanozları hava almayacak bir şekilde kapa.”

Fatih Mika Roma 10.5.2014