italiano
Fatih Mika  
 
Güncel
  Geri Dönüş II
  Anneme
  Work Shop
  Kestane
  Mezlaka-i Akdâm
  Modissima feat. Turkey Contemporary Art
  Sergi
  Segno e Insegno
  Çağdaş Türkiye
  40. Sulmona Sergisi 2013
  Gravür Sanatçısı: Fatih Mika
  İzler
  Atölye
  Beklemenin Tadı
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Noel Kokteyli
  deniz kızı
  bahane olmalı
  Edebi Ruhun Resme Aksi
  iyi ki saklamışım
  ayvansaray
  İşkence
  bir güvercin
  siyah selvi
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Ahlat Ağacı
  Küpeler
  cam kırıklarıyla
  Kaktüs
  otlar
  Bonsai
  doldurup heyecanları
  Tebessüm
  Mimar Sinan
  Bulla
  Serçeler
  Değer
  Kumlu Begonya
  Aşk-Meşk
  İrfan Baba
  Deli Sanat
  Çapari
  spookyman
  Ischia Adası II
  Atölye
  bir rüzgar okşar
  Kes Yapıştır
  Arte 3
  boğaziçinde
  yandaki çiçek
  Ben Çingene Olmak İstiyorum
  gecenin dalı yok
  napoliden geçerken
  med cezir
  Picasso
  calò
  Mara
  Antico Caffe Greco
  Dirsek Teması
  Cara Pippa
  İki Kaptan
  Roma Leonardo da Vinci Havaalanı
  San Valentino
  Duman
  Kar Tanesi
  Aziz
  Fatbarla*
  Roma'ya Başlamak
  bisiklet
  Saatler
  Bahçem
  Yaşamak
  Fink Fink II
  Fink Fink
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? IV
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? III
  Ischia Adası
  Minoo
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? II
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? I
  Albrecht Dürer
  bir özlemim kalmış
  Çiçekler
  Sanatta raslantının denetimi
  Agop Mehmet Ali
 
 
Nisan
21
2010
Tebessüm


Karşı binaların pencerelerinin yansıttığı sabah güneşi, rüzgarın kıpırdattığı ıhlamur yaprakları arasından atölyeye girip, duvarda asılı çerçevelerin içindeki gravürlerin üzerinde oynaşıyor. Sabah serinliğinin ortasında, ıhlamur kokuları geziyor. Charbonell mürekkeplerinin teneke kutularının dizildiği rafların ön kısmında, siyah kauçuk merdaneler asılı. Demir presin üstündeki keçe, bir kefenin dostluğu ile, beni hiç terketmemeye söz vermiş, boylu boyunca, yumuşacık orada duruyor. Henüz açılmamış paketlerdeki temiz kağıtlar, arkadaşlarından onları nasıl sevdiklerimi duymuşlar, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. Koyu kahverengi lakın içindeki terebentin, her yere sinen kokusu ile “ben de buradayım”  diyor. Manolyaların taç yaprakları gibi geniş, nemli beyaz kağıtlar, üzerlerinde arılar gibi gezinecek  parmaklarımın onları döllemesini bekliyorlar. Sonra reçine tozları, fırçalar, asitler, kalıpları ısıtan sıcak tandır, mürekkepli tarlatanlar ve irili ufaklı birçok malzeme. Kocaman feodal bir aile gibi birbirimize bakıp, acılı-sevinçli günlerimizle yüzleşiyor; ama herşeye rağmen üretebildiğimiz, birbirimizi sevebildiğimiz için mutlu, ayakta kalmakla övünüyoruz.

Güzel geçecek gün sabahtan belli olur. Bakır kalıplar, pahlarını alırken direnmiyor, kırmızı bakır talaşlar, kınalı kıvırcık saçların gibi kucağıma dökülüyorlar. Reçine tozlarını, sanki sayarak koyuyorum kalıbın üzerine. Asitler aşındırmıyor, yol açıyorlar. Siyah mürekkep , kırmızı mürekkebe çok yakışıyor. Yeşile de yakışıyor, maviye de. Sarı da araya giriyor. Ne yapsam güzel oluyor, dokunduğum her şey bir anlam kazanıyor.

Seni düşünerek gidiyorum metroya. Ansızın, hatmi dalındaki baştankara ile yüzyüze geliyoruz, ikimizde de bir telaş, bir heyecan. Gülümsüyorum. Tebessüm, hatmi dalında bu sabah.


Fatih Mika

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Atölyenin ortasında oturmuş, canım hiç bir şeye dokunmak istemiyor.  Sanki mürekkep kutularının içi boş; kalemler körlenmiş; kağıtlar kirli; bakırlar çelik olmuş. Cam tezgahın üzerindeki siyah mürekkep beyazları ortaya çıkarmak için değil, sanki içimi karartmak için orada. Dünkü baskılarımın güzel renkleri, kazalar sonucu

 

 

 Her köşesi binbir çeşit malzeme ile dolu bu atölyede hiç bir malzeme kendini bana vermek istemiyor. Aslında, bu malzemeleri almak istemeyen benim.