italiano
Fatih Mika  
 
Güncel
  Geri Dönüş II
  Anneme
  Work Shop
  Kestane
  Mezlaka-i Akdâm
  Modissima feat. Turkey Contemporary Art
  Sergi
  Segno e Insegno
  Çağdaş Türkiye
  40. Sulmona Sergisi 2013
  Gravür Sanatçısı: Fatih Mika
  İzler
  Atölye
  Beklemenin Tadı
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Noel Kokteyli
  deniz kızı
  bahane olmalı
  Edebi Ruhun Resme Aksi
  iyi ki saklamışım
  ayvansaray
  İşkence
  bir güvercin
  siyah selvi
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Ahlat Ağacı
  Küpeler
  cam kırıklarıyla
  Kaktüs
  otlar
  Bonsai
  doldurup heyecanları
  Tebessüm
  Mimar Sinan
  Bulla
  Serçeler
  Değer
  Kumlu Begonya
  Aşk-Meşk
  İrfan Baba
  Deli Sanat
  Çapari
  spookyman
  Ischia Adası II
  Atölye
  bir rüzgar okşar
  Kes Yapıştır
  Arte 3
  boğaziçinde
  yandaki çiçek
  Ben Çingene Olmak İstiyorum
  gecenin dalı yok
  napoliden geçerken
  med cezir
  Picasso
  calò
  Mara
  Antico Caffe Greco
  Dirsek Teması
  Cara Pippa
  İki Kaptan
  Roma Leonardo da Vinci Havaalanı
  San Valentino
  Duman
  Kar Tanesi
  Aziz
  Fatbarla*
  Roma'ya Başlamak
  bisiklet
  Saatler
  Bahçem
  Yaşamak
  Fink Fink II
  Fink Fink
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? IV
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? III
  Ischia Adası
  Minoo
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? II
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? I
  Albrecht Dürer
  bir özlemim kalmış
  Çiçekler
  Sanatta raslantının denetimi
  Agop Mehmet Ali
 
 
Aralık
20
2007
Fatbarla*

 

 
Annem beni bayram namızına kaldırdığında, artık beni bayram namazına kaldırmamasını söylüyorum. Annem çok üzülüyor. Herhalde o bayramı, anneme zehir ediyorum.
 
Tüm yaşamım boyunca aldığım bu sıra dışı kararlarım, bir yandan beni ben yaparken, diğer yandan da yakın çevremle ve kurulu düzenle  ilişkilerimi zorlaştırıyor.
 
Birgün masaya oturmuş, annemin yufka yufka açtığı, içine kıymalar koyarak muska gibi ikiye katladığı mantı böreğini yiyoruz. Birden anneme “Ben sözlendim.” diyorum, daha üniversitede ikici sınıfa yeni geçmişim.  İçi içini yiyen annem “sözlün  kim?” diye de soramıyor, bütün gece uyuyamıyor. Aklına postallı, parkalı, erkekler gibi kısacık saçlı kız arkadaşlarım geliyor. Sonra nişanlımı tanıştırıyorum, seviyor. Üsküp’te konsoloslukta bir başımıza evleniyoruz, yine seviniyor. Ayrıldığımızda çok üzülüyor.
 
Priştina’da akademiye başlıyoruz. Kışları saçaklarından kılıçlar gibi sarkan buzları; akşamları kavak ağaçlarına uyumaya gelen gürültülü binlerce kargası; karlı havalarda orman köylerinden kızaklarla odun getirip satan köylüleri ile; kasaba boyutlarında bir şehir Priştina. Satınaldığım upuzun odunları eksi çok derecelerde bahçede demir saplı bir testere ile kesiyorum. Soğuktan demir testere elime yapışıyor.
 
Yazları kuru sıcaklarda, ben ülkemden, sevdiklerimden uzak bir başıma Priştina’yı bekliyorum. Etnik savaşların kalıntısı bir kültür ile yüksek duvarlarla çevrilmiş evler. Evlerin, küpe çiçekli, buzlu begonyalı, sümbüllü, laleli, ceylangözü sardunyalı, güllü özenle düzenlenmiş avluları. Sokağa çıkmaya gerek kalmadan bütün mahalleyi dolaşabileceğiniz avludan avluya geçen kapıcıkları var.
 
Bizim gibi, üniversiteye Priştina’da başlayan Sedat, babamın eski bir arkadaşının oğlu. Biz de Sedat  ile yakın arkadaş oluyoruz.
 
Sıcak bir yaz günü karım, kuzeni, Sedat ve ben Üsküp’e konsolosluğa pasaportlarımızı uzatmaya gidiyoruz. Ne görelim konsolosluk bayram nedeni ile kapalı. İçinden Vardar Nehri'nin geçtiği, üzerinde kesme taşlardan yapılmış güzel Vardar Köprüsü’nün bulunduğu Üsküp Şehri'ni gezip akşamüstü Priştina’ya evimize dönüyoruz.
 
Bir kaç gün sonra, biz Sedat ile ikimiz, tekrar Üsküp’e konsolosluğa pasaportlarımızı uzatmaya gidiyoruz. Üsküp’e otobüs garına vardığımızda hemen bilet gişesine gidip saat 13.00 otobüsüne geri dönüş biletimizi alıyoruz. Fakat konsoloslukta Sedat’ın pasaport işlemini hemen yapmalarına rağmen benim pasaport işlemim uzun sürüyor.
 
 
Sedat diyor ki “Fatih otobüs garına gidip biletlerimizi satalım, akşam otobüsüne yeni bilet alalım. Eğer biletleri satamaz isek ben biletimi yakmamak için Pristina’ya döneyim.”. “İyi” diyorum. Arnavutlar, Sırplar, Makedonlar, Bulgarlar ve Türklerin dil karmaşasında ki otobüs garında otobüsün yanına gidip biletlerimizi satmaya çalışıyoruz. İnadına o gün kimsenin bilet aradığı yok. Sedat “Kusura bakma Fatih, ben dönüyorum.” diyor. Tam vedalaşırken bir kız gelip telaşla otobüse bilet arıyor. Ben de böylece biletimi yakmamış oluyor, kıza biletimi satıyorum.
 
Benim biletimi alıp Sedat ile Priştina’ya kadar yolculuk yapan Fatbarla, Sedat’ın sevgilisi oluyor. Daha sonra evlenmeye karar veriyorlar. Sedat’ın annesi Fatbarla’yı istemiyor. Sedat Fatbarla’yı seviyor. Annesi ile ilişkilerini bozup evlilik işlemlerine başlıyorlar. Fatbarla doğu bloğundan bir ülkenin vatandaşı olduğu için birinci şube hakkında soruşturma yapıyor. Soruşturma sırasında Sedat’ın Pertevniyal Lisesi’nde öğrenci iken izinsiz bir yürüyüşe katılıp gözaltına alındığı ortaya çıkıyor. Sedat’ı tekrar gözaltına alıyorlar. Bir solcu olarak doğu bloğundan bir kızı sevmenin altındaki amacı araştırıyorlar. Sedat oralardan da bir şekilde kurtulup Fatbarla’sına kavuşuyor. Priştinaya dönüyorlar. Fatbarla hamile kalıyor. Ve doğum sırasında ölüyor.
 
Sedat bütün dünya aleme karşı verdiği savaşın sonunda elde ettiği Fatbarla’sını kaybediyor. İstanbul’a Koca Mustafa Paşa’ya dönüyor. Babasının saatçi dükkanının biraz ilerisindeki bir merdivene oturup; zamanı ölçen zembereklerden, dişli çarklardan, akreplerden, yelkovanlardan uzaklaşıp onu Fatbarla’sına kavuşturacak zamansızlığı bekliyor.
 
Günden güne eriyen Sedat’ın, eriyen kısımları yavaş yavaş Fatbarla’sına ulaşıyor. Birgün bir bakıyorlar ki Sedat artık merdivenlerin üzerinde oturmuyor. Bilenler onun Fatbarla’sının yanında olduğunu biliyorlar.
 
O günden sonra, ne zaman birisi “Bugün Bayram” dese gözlerim yaşarır. Bayram günü kimseler üzülmesin diye ben gözlerimin neden yaşardığını anlatamam.
 
Fatih Mika
 
*Fatbarla, Arnavutça’da bahtı açık anlamına geliyor