italiano
Fatih Mika  
 
Güncel
  Geri Dönüş II
  Anneme
  Work Shop
  Kestane
  Mezlaka-i Akdâm
  Modissima feat. Turkey Contemporary Art
  Sergi
  Segno e Insegno
  Çağdaş Türkiye
  40. Sulmona Sergisi 2013
  Gravür Sanatçısı: Fatih Mika
  İzler
  Atölye
  Beklemenin Tadı
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Noel Kokteyli
  deniz kızı
  bahane olmalı
  Edebi Ruhun Resme Aksi
  iyi ki saklamışım
  ayvansaray
  İşkence
  bir güvercin
  siyah selvi
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Ahlat Ağacı
  Küpeler
  cam kırıklarıyla
  Kaktüs
  otlar
  Bonsai
  doldurup heyecanları
  Tebessüm
  Mimar Sinan
  Bulla
  Serçeler
  Değer
  Kumlu Begonya
  Aşk-Meşk
  İrfan Baba
  Deli Sanat
  Çapari
  spookyman
  Ischia Adası II
  Atölye
  bir rüzgar okşar
  Kes Yapıştır
  Arte 3
  boğaziçinde
  yandaki çiçek
  Ben Çingene Olmak İstiyorum
  gecenin dalı yok
  napoliden geçerken
  med cezir
  Picasso
  calò
  Mara
  Antico Caffe Greco
  Dirsek Teması
  Cara Pippa
  İki Kaptan
  Roma Leonardo da Vinci Havaalanı
  San Valentino
  Duman
  Kar Tanesi
  Aziz
  Fatbarla*
  Roma'ya Başlamak
  bisiklet
  Saatler
  Bahçem
  Yaşamak
  Fink Fink II
  Fink Fink
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? IV
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? III
  Ischia Adası
  Minoo
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? II
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? I
  Albrecht Dürer
  bir özlemim kalmış
  Çiçekler
  Sanatta raslantının denetimi
  Agop Mehmet Ali
 
 
Ekim
01
2007
Yaşamak



Ağaçlarda yaprakların kıpırdamadığı sıcak bir yaz günü; hallaçın dutun gölgesine çöküp,  kirişin gerilmiş ipine tokmağı ile tınk tınk vura vura pamuğunu attığı; kartonlardan kesilmiş desenlerle bombeler yapılarak dikilmiş, koyu kırmızı yorganı annem salona sermiş, çarşaf kaplıyor.
 
İçinde sevinçlerimizin, üzüntülerimizin gözyaşları; rüyalarımız, terlerimiz, şehvetimiz, mahremiyetimiz; kendi yaratılışımız ve yarattıklarımızın örtündüğü  çarşaftan, annem başını kaldırıp bana doğru çeviriyor. Bir şeyi kafası almamış olacak ki, bana duvarda ki gravürlerimi gosterip “Fatih sen bunlarla mı yaşayacaksın?” diye soruyor.
 
Annemin derin göl suları gibi yeşil gözlerinin içinde, denizlerden getirilmiş renkli çakıltaşları var.
 
Akademiyi yeni bitirmiş, beş yıldır donemediğim ülkeme yeni donmüşüm. İçimden evet dediğimi biliyorum da, anneme ne dediğimi anımsamıyorum.
 
Aslında ben zaten gravürle yaşıyorum, annemin kastettiği ise  geçinmek.
 
Çinko kalıpların üzerine sapsarı reçine (colofonia) tozu serpiyorum. Sarı reçine bulutlarından, çinkonun üzerine düşmesi gerekenlerin hesabını her zaman tam yaptığım halde, ciğerlerime gidenlerin hesabını bir türlü yapamıyor; nitrik asitler kaynayan kabarcıklarla çinko kalıpları oyup gravüre dönüştürürken, gravürle yaşamak ne kelime, ben de içim dışım oyularak gravür oluyorum. Eğer ağzımdan iki kelime dökülüyor ise o delikler yüzünden ağzımda tutamadığım; kağıtların üzerine bir iz bırakabiliyorsam o oyuklarda gravür mürekkepleri kaldığı içindir.
 
Bugün pazar. Yarın İstanbul’a hareket edeceğim. En son gravürleri de dosyalara koyuyor, atölyeyi temizliyor, ayak altında kalmaması gereken malzemeyi raflara yerleştiriyorum. Birden, Annemin, henüz bitiremediğim gravürünün deneme baskısı ile yüz yüze geliyorum. Sabırla bakır kalıbı hazırlayışım, sonra bakır kalıbı yavaş yavaş mıskala (brunitoio) ile ezerek annemin yüz hatlarını ortaya çıkarışım. Annemin gözleri, göz kapakları, burnu, dudakları, alnı, yanakları.  Islak kağıtlar, terebentin, tiner, petrol, mürekkep kokuları. Ve annemin portresini bir türlü bitiremeyişim.
 
Birden annemin sesini duyuyorum “Fatih ne olur beni kandırma. Bu arada kaç tane gravür bitirdin. İsteseydin benim portremi de şimdiye kadar bitirmiştin. Oysa sen, benim gözlerimin içine bakmak, yanaklarıma dokunmak, dudaklarımdan iki kelime işitmek istiyorsun. Beni bitirmemenin nedeni bu. Gravür de aşk gibi, yenisine başlamak için eskisini unutmak zorundasın.
 
Hadi sağ üst koşeye bir güvercin koyuver, bu gravür de bitmiş olsun, İstanbul’a birlikte gidelim.”
 
 
Fatih Mika, Ekim 2007 Roma