italiano
Fatih Mika  
 
Güncel
  Geri Dönüş II
  Anneme
  Work Shop
  Kestane
  Mezlaka-i Akdâm
  Modissima feat. Turkey Contemporary Art
  Sergi
  Segno e Insegno
  Çağdaş Türkiye
  40. Sulmona Sergisi 2013
  Gravür Sanatçısı: Fatih Mika
  İzler
  Atölye
  Beklemenin Tadı
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Noel Kokteyli
  deniz kızı
  bahane olmalı
  Edebi Ruhun Resme Aksi
  iyi ki saklamışım
  ayvansaray
  İşkence
  bir güvercin
  siyah selvi
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Atölye
  Ahlat Ağacı
  Küpeler
  cam kırıklarıyla
  Kaktüs
  otlar
  Bonsai
  doldurup heyecanları
  Tebessüm
  Mimar Sinan
  Bulla
  Serçeler
  Değer
  Kumlu Begonya
  Aşk-Meşk
  İrfan Baba
  Deli Sanat
  Çapari
  spookyman
  Ischia Adası II
  Atölye
  bir rüzgar okşar
  Kes Yapıştır
  Arte 3
  boğaziçinde
  yandaki çiçek
  Ben Çingene Olmak İstiyorum
  gecenin dalı yok
  napoliden geçerken
  med cezir
  Picasso
  calò
  Mara
  Antico Caffe Greco
  Dirsek Teması
  Cara Pippa
  İki Kaptan
  Roma Leonardo da Vinci Havaalanı
  San Valentino
  Duman
  Kar Tanesi
  Aziz
  Fatbarla*
  Roma'ya Başlamak
  bisiklet
  Saatler
  Bahçem
  Yaşamak
  Fink Fink II
  Fink Fink
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? IV
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? III
  Ischia Adası
  Minoo
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? II
  Hala Tombouktou Gölü’nde miyim? I
  Albrecht Dürer
  bir özlemim kalmış
  Çiçekler
  Sanatta raslantının denetimi
  Agop Mehmet Ali
 
 
Eylül
25
2009
Deli Sanat



Ne zaman pazara gitsem kırmızı domateslerin, yeşil marulların, sarı kavunların, alacalı karpuzların arasında sanatı da düşünürüm. Bir sanatçı duyarlılğı ile düzenlemiş tezgahlar, bana içinde yaşadığımız dünyanın sırlarını da fısıldarlar. Toprağa düşmeden önce tohum, sonra topraktaki incecik fide halleri, birgün soframıza sebze ve meyvalar halinde gelmelerine kadar süren  maceralarının sırlarıdır bunlar.

Elbette “bir zamanların” meyvalarına, sebzelerine benzemeyen bu ürünler iyi ve kötü yanları ile çağımızı ve onun sırlarını yansıtıyorlar. Tıpkı, bir zamanların sanatına benzemeyen günümüz sanatı gibi.

Bilimsel araştırmaların sonuçları; yediklerimizi, içtiklerimizi, yaşam biçimimizi etkiliyorlar. Daha henüz neyin ne olduğunu anlayamadan, çoğu zaman nereden nasıl geldiklerini tartışma fırsatı bile bulamadan, onlarsız yaşayamaz hale geliyoruz. Tıpkı sanatta olduğu gibi.

RAI TRE’nin “Report” adlı araştırmacı TV gazeteciliği yapan programında “süt” konusunu ele almışlardı. Ekranda fabrika havasında bir çiftlik, ön planda bilimin son harikası, memeleri bidon gibi kocaman alacalı sağmal inekler. Gazeteci, çiftliğin sahipleri süt üreticisi karı-koca ile konuşuyor:
  • Bu inekler günde ortalam 64 litre süt veriyorlar. Günümüz teknolojisi bu hayvanları bu iş için yarattı. Bu ineklerin sorunu, bu süt verme sürelerinin, yani kariyerlerinin sadece iki yıl sürmesi. Bu iki yıllık ağır üretimden, bu üretim sırasında bünyelerine aldıkları ilaçlar yüzünden iki yıl sonra zaten hamile bile kalamıyorlar, böylece bir mezbahada kariyerlerine son veriliyor. Ama başka türlü bir üretim ile piyasada rekabet etme şansımız yok. Daha önce ineklerin memelerine makinaları takmak için işçi çalıştırıyorduk. Şimdi yeni makinalar aldık, inekleri insan eli değmeden bu makinalar sağıyorlar. Böylece işçilerden, sendikal sorunlardan da kurtulmuş olduk.

Daha sonra içine sütü paketleyen firmanın esansı (bu süt ile büyüyen çocuklar başka bir kokuda ki sütü içemesinler diye) da katılarak bu sütler soframıza geliyorlar. Süt ile yapılan bütün ürünlere bu ilaçlar, kimyasallar karışıyor.

Bir yakınım beni arıyor. “Udine’de ki bir firmadan makinalar satın almak istiyoruz, bir araştırır mısın?” diyor. Makinalar su içinde üretilen bitkileri biçmek için yapılmışlar. Su içinde büyüyen bitkiler deyince aklınıza sakın yosun türü şeyler gelmesin. Artık toprağa değmeden sadece suların içinde yetişen ürünler; maydonoz, nane, dere otu, roka, tere.

Meyveleri de daha olgunlaşmadan depolara koyuyorlar. Meyvalar nakliye için, içinde ısıtma sistemleri olan tırlara konuyor. TIR-ların ısıtma sistemleri gidecekleri mesafeye göre ayarlanarak meyvalar yollarda olgunlaştırılıyorlar. Birçok meyvanın, çocukluğumuzun meyvalarına benzememelerinin nedeni bu.

Elbette sanatı bu ilişkilerin dışında tutmak olanaksız. Deli tablolar, deli danalar gibi başlarını sallamasalar da, bu deli sanat eserlerinin aramızda olmadığının kanıtı değil. Tam tersi günümüzün belirleyici sanatı bu.

Aslında bu konuyu, tek tek sanatçıları ve onların sanat öyküleri ile birlikte anlatmak gerekir. Burjuvazimizin, politik yaşamımızın, demokrasimizin öyküsü ve Dünya ile ilişkileriyle  birlikte ve iç içe.

İşte, çoğu zaman, küçücük çocuğunuzun yaptığı bir resim, bir “Usta”nınkinden daha samimi, içten ve sağlıklıdır. Tıpkı bahçede yetiştirdiğiniz iki kök domatesin, marketten aldıklarınızdan daha lezzetli, daha sağlıklı olması gibi.


Fatih Mika